28 Haziran 2009 Pazar

Tembellik Hakkı

Evde oturup huzur icinde kitap okuyabilmek icin insanin kendisiyle zihni bir mücadele vermesi gerekiyor. Dışarı çıkma, sosyalleşme, yeni mekanlara gitme, velhasılı evde oturmama zorunluluğunu dayatıyorlar dört bir yandan insana. Tembellik hakkımı istiyorum ben. Dün bir kitap aldım, Jose Saramago'nun kitaplarını evirir çevirir almazdım, dün aldım bir tane, Filin Yolculuğu. Böyle yazılmış bir kitap okumamıştım hiç, eğlene eğlene onu okuyacağım. Boynum da ağrıyor zaten. Tembellik hakkımı kullanacağım bugün. O kadar ki bu yazıya resim bile bulmayacağım.

22 Mayıs 2009 Cuma

Kuş Konseri



Gecenlerde bir gün, fırsat bulup da kullanamadigim ve kullanmazsam yanacak izin günlerimden birinde Bebek'te yürüyordum. Kaldırımda bir adamla bir kadın durmuş, ellerinde dondurmaları, yukarıya bir yere bakıyorlardı. Yaklaştım, baktıkları yere baktım. Bir tane kuş, güzel ötebilenlerden bir küçük kuş konser veriyordu.. İnanmiyorsunuz ama gerçekten konser veriyordu. Binanın bir çıkıntısına konmuş, başını bir o yana bir bu yana çevirerek şarkı söylüyor, adamla kadın da aşağıda onu dinliyorlardı. Ben de dinledim. Dinlerken de düşündüm; demek ki sen sanatını icra edeceksin, dinleyen birileri mutlaka bulunur.

26 Nisan 2009 Pazar

The Ten Commandments



Mom is a difficult woman. She was and still is. To be grown up by a woman with principles on almost anything made me weary. Made and still makes.

You can't sleep with anything you wore during the day. You can't eat anything in bed. You can't leave the breakfast table, pick it up. You should dry your hair immediately after bath. and many many more principles.. These only because I will now tell you how happy I feel when I am doing just the opposite of these. And I feel she is watching over me as if we are in a Woody Allen movie.
I come home from work sometimes, very tired. I lie in bed with my office clothes on (though I dont dress very seriously for work, they are still clothes I wear during the day!) I don't change the whole evening and I even sleep with them once in a while. You can not imagine the pleasure I get by doing this...

I eat things in bed anytime I like, crumbs and stuff all over the bed.. I know I'm a dirty girl, but it is like tasting freedom when I eat in bed. Mmmmm....

Every weekend, I like laying out nice breakfast tables for me and my husband. Never ever I pick up the table :) We eat and leave it to the kitchen fairies who will pick it up for us in the afternoon..

and I put a towel around my wet hair after bath and go to sleep like that. I have never caught a cold by doing this...
Thank you mum for these huge pleasures I get from so silly things..

Kuyruk


Kuyrukta beklemekten nefret ederim ben. Bankada, markette, müzede, self-servis kafelerde, sinema gişesinde, hastanede. (Ne kadar cok şey için ve neredeyse her yerde sıra bekliyoruz, evet.) Kuyrukta beklerken yanımdaki insanları utandıracak garip şeyler yaparım. Huysuzlanırım, insanlara islerini nasil daha hızlı yapabileceklerini söylerim, bazen sesimi yükseltirim, baska bir kasa ya da gişe varsa oraya geçsem mi, hangisi daha hızlı ilerler diye hesap yaparım, ya da yanımdaki insanı oraya yollarım ki bize daha çabuk sıra gelme şansını iki katına çıkaralım. Benimle birlikte sırada beklemek sabır sınayıcı birşeydir, neyse ki D. biraz ermiştir, belki de kısmen bu yüzden :)

Hele yurtdışında. Turkiye'de bu yaptiklarim bir yere kadar hosgoruyle karsilaniyor ama yurtdisinda bana deli gozuyle bakiliyor. Bu yaptiklarimla oyle garip duruyorum ki orada, bazen polis cagirabileceklerinden endise diyorum. Bunu yillar icinde dikkatle gozlemledim; burada sira beklemek Dogulu olmaya ozgu bir kadercilikle yapiliyor adeta, elinizden baska birsey gelmedigi için sirada bekliyor gibisiniz. Orada, Batida, kuyrukta beklemek eglenceli, cool birsey gibi, bunu oyle sakin bir huzur ve barisiklikla yapiyorlar ki, onlara bakinca kuyruk olsa da onlarla girip beklesem dersiniz... Sira onlara gelene kadar hiçbirşeye müdahale etmiyor, ne kadar aptalca görünürse görünsün, önlerinde olup bitenin yoluna girmesini bekliyorlar. Sıra onlara geldiğinde de hiç sinirli olmuyorlar, gülümseyerek işlerini halledip gidiyorlar.. O bekleyişteki medeniyet, normallik.. En uzun kuyrukta bile. Peki ya ben?

Kuyrukta beklemenin okulda öğretilmesi gereken birsey olduguna inaniyorum. Ya da acaba 'kuyrukta iyi bekleyebilmek' genetik birsey midir?
Ben de diger insanlar gibi huzur icinde kuyrukta sıramı beklemek istiyorum :(

15 Mart 2008 Cumartesi

Anahtarlar



Birkac ay once yeni bir anahtarlik aldim. Ama eskisinden yenisine anahtarlari gecirirken buyuk bir yanlislik yaptim - sokak kapisinin iki kilidi olur ya ve anlamazsiniz hangi anahtar ustu acar, hangisi alti (yoksa anlar misiniz?). Benim bunu anlamak icin kullandigim bir kucuk anahtarim daha vardi, 4 senedir de o kucuk anahtarin yaninda duran buyuk anahtar ustu acar. Iste anahtarlik degistirirken ne olduysa bu kucuk anahtar, alt kilidi acan anahtarin yanina gecivermis. O gun bugundur hayatim zor. Kafamda bu bilgiyi degistirmek icin neler yaptigimi bilemezsiniz. Aksamlari eve geliyorum, cantamdan anahtarlarimi cikariyorum ve durup dusunuyorum, simdi ustu hangisiyle acmam gerek, yaninda kucuk anahtar olan SIMDI alti mi aciyordu, yoksa ustu mu? Bu ne kadar daha boyle gidecekti, her aksam kapinin onunde durup bu konuyu dusunmekten deli oluyordum. Bu kadar basit birseyi nasil ogrenemiyordum ki! Bir suru ipucu denedim kolay hatirlamak icin, hicbiri ise yaramadi, artik bu hayatimda onemli bir sorun olmaya baslamisti, neden, neden tutamiyordum aklimda kucuk anahtarin artik ustu degil alti acan buyuk anahtarin yaninda durdugunu?!
Sonunda birsey buldum, aklima yatan ve ezberlemeden anahtar isini cozmemi saglayan bir ipucu; kucuk anahtar, yaninda durdugu buyuk anahtari agirlastirir ve asagiya dogru indirir, asagiya indigi icin de alt kilidi acar.
Anahtarlarim yuzunden aci cektigim haftalari Didem'e anlattim, 'degistirseydin ya' dedi, 'o kucugu cikarip eski anahtarliktaki yerine taksaydin ya.'

Oylece Didem'e baktim. Bunun neden benim aklima gelmedigini bilmiyorum.

2 Mart 2008 Pazar

The Zip




- Bu kucuk hikayeleri İngilizce yazmistim cunku yazdigim yerde paylastigim insanlar Turkce bilmiyordu ve bu hikayeleri okumak istiyorlardi, ozellikle bir İngiliz filozof... -

I was in a small shop, unbranded shop selling stuff. Clothes.

There was this middle-aged lady in front of me. Older than middle-aged. She was, I think, more than 50. It is becoming more and more difficult to guess people's ages.

She was looking at dresses. I was looking at dresses. The assistant showed her one. She liked it. She liked it very much. Then she realized the zip at the back. 'I live alone' I heard her say, 'I have noone to zip it for me'. I dropped all the dresses, looked at her face. She gave the dress back.

I live alone. I have noone to zip it for me.

This is the most sentimental, most dramatic, most crushingly poetic expression I have heard recently.

Accordion Players



6 Ocak 2007


All through summer and fall, every Saturday, a girl and a boy of about sixteen came to the street my house is on, playing accordion. The first time they 'appeared' I was sitting on the couch, reading a book, suddenly I heard a sweet melody. My first instinct was thinking I was dreaming of the music, it was on my mind. They were playing a familiar tune, a light-hearted melody, reminding me of merry-go-rounds.

The girl played the accordion, the boy was looking at the windows of the houses and collecting the few money people threw at them. It was always a sad scene, contradicting with the happy notes they radiated on a sunny summer morning.
The significance of this in my life was their sudden entry with such a pleasant surprise; happy accordion notes all over the place as if you are in the midst of a Marquez book or a Fellini film. No invitation, no intention of being exposed to such a scene, but their just walking into the street magically, playing their music and leaving from the other end slowly. I often felt tears rushing to my eyes due to the unusuality of the moment.

Week after week they came and I kept this to myself as if they were some angels from heaven, brushing a color of pink on an otherwise gray picture, until one day, a friend told me about the young accordion players that came to their street, playing their sweet music.

I never saw them again...
.