20 Şubat 2010 Cumartesi

Çikolata Cadısı

Geçen yılın yaz tatilinde Nice ve Fransız Rivierasını dolaştık. Nice'e indik ve Nice'de kaldık; Nice Fransız Rivierası diye tabir edilen ve Saint Tropez'den baslayip İtalya sınırına doğru Monte Carlo'ya kadar uzanan sahilin başkenti gibi. Nice'de kalırken araba kiralayıp bir baştan bir başa dolaşabiliyor, hatta dağ köylerine bile çıkabiliyorsunuz. Biz de öyle yaptık.

Bu seyahatle ilgili anlatılacak yüzlerce şey var ve ben hepsini sırayla anlatmak istiyorum. Bir yeri, gidip gören birinden dinlemek gibisi yoktur çünkü. Bir gün siz de gideceğiniz zaman, hem benim anlattıklarımdan beğendiklerinizi seçer, hem de kendi Riviera planınızı yaparsiniz.

Nice'in Vieille Ville dedikleri (old town) bölümü daracık sokakların küçük meydancıklara açıldığı bir labirent gibi. Bu labirentin içinde bir kasapla bir sanat galerisini yanyana görmek mümkün. Ama mutlaka her binanın altında, ya denemeden geçmek istemeyeceğiniz bir küçük restoran, ya bir tahta oyuncakçı, birkitapçı, birşapkacı ya da sıklıkla önünüze geleceği gibi bir dondurmacı var. Çikolatacı, şekerci, dondurmacı Nice'de insanın aklını başından alıp 'bir ay kalırsam bu iş 100 kiloda biter ' dedirtecek kadar çok ve muhteşem.

Ben bugün size L'Art Gourmand'i anlatacağım.
Kapıdan girince bunun olsa olsa bir cadının işi olduğunu anlamıştım zaten ve büyülenmiş bir şekilde, resimlerde gördüğünüz şekerlerin, çikolataların, bisküvilerin önünden geçerken, tezgahın arkasında, insanlarla hiç ilgilenmiyormus gibi duran cadıyı gördüm. Kısa kızıl saçları, uzun bir burnu vardı (evet, cadı olduğunu saklayamıyordu) ve belli ki az önce bütün bu inanılmaz şeyleri mutfağında yapıp bitirmiş ve çıkmıştı.

Yaptığı çikolatalardan bir kez yedikten sonra her gün her akşam ayaklarımızın bizi L'Art Gourmand'a getirmesini ve her seferinde 'bunları artık yemiycez, eve götürücez' dediğimiz halde, sonunda dayanamayıp yediğimizi ve yatağımıza uzanıp mutlulukla midemizi ovuşturduğumuzu hatırlayıp gülümsüyorum :)

Google'da aratırsanız, sitesi falan yok. Neden? Çünkü o büyülü çikolataları yaptığını sadece oraya gelenlerin görmesini, yemesini ve anlatmasını istiyor çikolata cadısı :)













18 Şubat 2010 Perşembe

Yumurta




Bugun browni yaparken birsey farkettim. Kendimde bir turlu anlayamadigim birseyi.. neden yumurtalara karsi bu kadar nazigim..

Yumurta pisirecegim ya da keke browniye yumurta kirmam gerektiginde yumurtalara kararli bir sekilde yaklasamiyorum. Once bir yere vurup yumurtayi catlatirsiniz ya, iste o vurma ani benim icin olmasi gerektigi sertlikte ya da kararlilikta olmuyor hic! Yumurtalara karsi tuhaf bir cekingenligim var.. Olmasi gerektigi gibi yapmadigim icin de sonuc kotu oluyor elbette; dogru duzgun catlamamis yumurtayi ikiye ayirip da dusmesi gereken yere dusuremiyorum. Ya kabuklar da dusuyor yumurtayla birlikte ya da bir kismi yumurtanin icinde kaliyor..

Yumurtalarin karsisinda cesaretim neden bu kadar az ?

Cok kirilgan olduklari icin galiba. Bunu bildigim icin onlara sert davranamiyorum.

13 Şubat 2010 Cumartesi

Tuvalet Koleksiyonum


Aklimin icinde bir tuvalet koleksiyonu var.

Gittigim butun kafe ve restoranlarda tuvalete gitmek benim icin cok eglenceli birseydir. Tuvaletler yeterince ilginçlerse aklimin icindeki tuvalet koleksiyonuna girmeye hak kazanirlar.

Tuvalet koleksiyonumun en nadide parcalarini sizin icin siraliyorum;
Maria'nin Bahcesi; girince insan kendini cok garip hissediyor, arka taraf Maria'nin evi ve sanki onun tuvaletine girmis gibi sasaliyorsunuz.. Aynalarin onu tipki bir kadinin sifonyeri gibi cifit carsisi, karmakarisik; yarisi kullanilmis parfumler, makyaj malzemeleri.. kapida asili bir makyaj cantasi. Duvarlarda Maria'nin kendi elyazisiyla, bir kagida yazip kesip yapistirdigi özlü sözler.. cok ilginctir bu tuvalet cok.. herseyi rahatca karistirabilmek icin bir yemek boyunca 3 kere gidesiniz gelir :)

Limonlu Bahce'nin tuvaleti; icinde bir agac olan tuvalet :) kapiyi acarken neredeyse agaca carpiyor kapi, giriyorsunuz ve bir elinizi agaca koyarak oturabiliyorsunuz.. garip bir duygu.. :)

Arka Bahce'nin tuvaleti; iceride insandan daha buyuk bir, heykel mi desem ne desem, dev bir insan figürü var.. İstisnasiz, tuvalete her giriste bir ciglik atiyorsunuz, hatta ayni aksam iki kere giderseniz iki kere ciglik :)

Bunlarin disinda, en cok dikkat ettigim sey kadin-erkek tuvaletlerini ayristirma isaretleri. Buralar da restoranlarin yaraticiligini en cok gosterdikleri noktalar bence. Joke Perestroyka'nin kadin tuvaletlerinin kapisinda memeler, erkek tuvaletinin kapisinda da sünnetci ilani vardi :) Ayrica tuvalette dergi bulunduran gordugum tek yer de orasiydi :)

Koleksiyonuma katmami onereceginiz tuvaletler varsa, merakla bekliyorum :)

Uçan Kadın


Durup dururken de aşkla ilgili yazabilirdim ama Türk'üm ya, günlerin anlam ve önemi aklima giriyor illa ki :))

İşte Sevgililer Günü yazisi bu; Göksel'in şarkısı.. İnsanin dinlerken yerinde duramayip hoplayip ziplayasini getiren şepşeker şarkı. Eski Türk filmlerinde aşıkların kavuştuğu sahnelerde çalardı, hatırlarsınız. Hepinizden rica ediyorum, indirin, dinleyin ve o hafif pembe melteme birakin kendinizi.. aşık mısınız degil misiniz falan unutun, aşk diye birşeyin dunyada varolmasi bile bu şarkıyı dinleyip o pembe mutluluk bulutuna puff diye girmeye değer.. :))

(Yukaridaki tatli Marc Chagall resim alti yazimiz da; "aşk bir kadina ne yapar" olsun ve aşık olduğu kadını uçuran bütün erkeklere gitsin :)

Benden sorsan ummanlardır derdim
Hani gözlerin var ya
Bülbülleri susturup dinlerdim
Tatlı sözlerin var ya

Katmer katmer gül açar gönlümde
Hani gülüşün var ya
Daha mutlu olamam ömrümde
Beni öpüşün var ya

Senden başka, senden başka
Gözüm görmez hiç kimseyi
Senden başka, senden başka
Duyamam ben hiç kimseyi

Senden başka, senden başka
Sevemem ben hiç kimseyi
Senden başka, senden başka
Olamam senden başkasıyla

Dizlerim titrer sen görününce
Hani o gelişin var ya
Aklımdan çıkmaz bütün ömrümce
O çapkın gülüşün var ya

Bir ilkbahar yağmuruydu sanki
Ardından güneş doğar ya
Yaktı bir ateş gibi inan ki
O kor dudakların var ya

Senden başka, senden başka
Gözüm görmez hiç kimseyi
Senden başka, senden başka
Duyamam ben hiç kimseyi

Senden başka, senden başka
Sevemem ben hiç kimseyi
Senden başka, senden başka
Olamam senden başkasıyla


31 Ocak 2010 Pazar

Yemek Yapabilmek



Geçenlerde şöyle birşey düşündüm; her insana tek bir yetenek bir anda bahşedilecek olsaydı, ben ne isterdim diye, elimden ne iş gelsin isterdim diye düsündüm.. öyle insanlarin aklini okumak, görünmez olmak gibi doğaüstü bir yetenek değil.. başka insanlarin becerebildiği ama benim elimden gelmeyen birşey..

Çok uzun düşünmeme gerek kalmadi, elimden hiç gelmeyen birşey var; çok güzel yemek yapabilmek.. daha da dürüst olmam gerekirse, sadece yemek yapabilmek de diyebilirim :)) evet, ben bu yeteneği istiyorum. fransizca konusabilmek, dalabilmek, tango yapabilmek, uçak kullanabilmek, şarkı söyleyebilmek de isterdim, ama ben sadece yemek yapabilmek istiyorum. Çünkü hazirlanmiş, sadece firina verip pişirilecek bir böreği bile pişiremediğimi bugün hayretle gördüm..

Firini calistirdim, 170 derecede, turboda. 10 dakika sonra börek firindaydi.. kendisini sürekli gözledim, yanmasin diye.. sonunda üzeri yeterince kizardi, cikardim, dinlenmeye biraktim. içinde bile birakmadim, cunku birakinca kuruyor, bu kritik gercegi daha önce aci bir tecrubeyle ogrenmistim :) cikardim, dinlendi, kestim, cay da hazirdi.. oturdum yemeye basladim. D da geldi, bir catal aldi, "ama bu pismemis" dedi.. zavalli ben.. zavalli börek.. :)) kendimi herseyin yolunda olduguna öyle inandirmisim ki bunu bile farketmemişim...

Ama pes etmeye niyetim yoktu. Firini tekrar isittim. Borek firina girdi.. Bekledim. Bekledik.. Noldu biliyor musunuz? :)) yandi :)) neyse ki sadece üstü yanan kisim.. güzel bir dilim kesip üst kismi ambalajin kapagi gibi kaldirip kalani yiyebiliyorsunuz.. :))

Yeteneklerin bir chipi olsun, kafamizin icinde download edelim, hemen yemek pisirmeye baslayabileyim istiyorum..

30 Ocak 2010 Cumartesi

Küçük Hikayeler

Hayatimin her gününde bir tane küçük hikaye yasiyorum - eger farkinda dolasiyorsam ortalikta. Her gün mutlaka bir tane birsey oluyor o günü hayatin diger tüm günlerinden ayiracak. O günü yasarken o kücük hikayeye rastladigimda küçük bir havai şimşek gösterisi oluyor içimde. (Evet havai fişek değil, biz ona Derin'in dediği gibi havai şimşek deriz :) Ve hemen yazmak istiyorum ama yazamiyorum, siz de ögrenemiyorsunuz.. ama yeni yil hala yeniyken bunu karar yapalim hadi, her günün küçük hikayesini yazmadan geçmeyelim.. Ben ki hayatimin ilk yarisinin her günü günlük yazmis ve evinde çekmeceler dolusu günlüklerine yer bulmakta zorlanan birisiyim...

Bu sabah "Cumartesi Gecesi Atesi"ne kapildim yine, oysa soguk alginligimdan hala tam iyilesebilmis degilim, cok halsizim.. Foxlife'ta cok sevdigim bir dizi var her cuma aksami, Mistresses diye. Cuma aksamina dizi mi konur, insan seyredemez ki demis ve kizmistim sevdigim bir diziyi seyredemeyecegim diye, dun 4. bolumunu izledim.. seviniyim mi üzüliyim mi bilmiyorum. Haftaici yogun calisip haftasonuna da güzel güzel plan yapabilen insanlardan olamadim ben bunca yildir.. Hatta simdi soyle bir tez yaziveriyorum hemen; haftaici rahat calisan insanlar, haftasonuna da en güzel planlari yapan insanlar oluyorlar cunku hem zamanlari, hem de kafalarinda bos remleri var bunu becerecek.. iki kat haksizlik..

İnternet yokken, mail yokken napiyor musuz diye hayiflaniyoruz ya bazen.. napiyor olacagiz, daha rahat bir hayatimiz vardi.. simdi hangi aletle yetisecegimizi sasirdigimiz bir selin icinde akip gidiyoruz, dogru düzgün iz bile birakamadan..

Her yazinin kendi bittiği yere kendisinin karar verdiğine inanan bir "yazar"im. Bu yazi da burada bitti.

2 Ocak 2010 Cumartesi

Avatar



Günler sonra nihayet bilet bulup Avatar'i izleyebildik. İzleyenler bilir, 3D bir kahramanlik destani.. baştan sona nefesimizi tutturdu bize aksiyonu ve temposuyla. filmden çıktık, merdivenlere doğru yürüyoruz, arkamizda 9-10 yaşlarında iki oğlan çocuğunun konuşması çalındı kulağıma.

Biri dedi ki heyecanla, 'filmde Jack Sully vardi ya, onun yerinde olmak isterdim.'

Öteki 'ben istemezdim' dedi. Ben bile çok şaşırdım, dönüp arkama baktim.

'Neden ki?' dedi Jack Sully olmak isteyen şaşkınlıkla.

'Çok zor yaaa..' dedi öteki... :))

Hala gülüyorum bu konformist, realist ve dürüst arkadaşa :))) ben her oğlan çocuğunun içinde bir süper kahraman gizli sanirdim, olmadigini bugun ögrendim...

Siz ister miydiniz Jack Sully olmak? Cevap vermeden ciddi bir düsünün :))