2 Ocak 2010 Cumartesi

Avatar



Günler sonra nihayet bilet bulup Avatar'i izleyebildik. İzleyenler bilir, 3D bir kahramanlik destani.. baştan sona nefesimizi tutturdu bize aksiyonu ve temposuyla. filmden çıktık, merdivenlere doğru yürüyoruz, arkamizda 9-10 yaşlarında iki oğlan çocuğunun konuşması çalındı kulağıma.

Biri dedi ki heyecanla, 'filmde Jack Sully vardi ya, onun yerinde olmak isterdim.'

Öteki 'ben istemezdim' dedi. Ben bile çok şaşırdım, dönüp arkama baktim.

'Neden ki?' dedi Jack Sully olmak isteyen şaşkınlıkla.

'Çok zor yaaa..' dedi öteki... :))

Hala gülüyorum bu konformist, realist ve dürüst arkadaşa :))) ben her oğlan çocuğunun içinde bir süper kahraman gizli sanirdim, olmadigini bugun ögrendim...

Siz ister miydiniz Jack Sully olmak? Cevap vermeden ciddi bir düsünün :))

6 Eylül 2009 Pazar

Ağaç



Ağaçlar üzerine düşündüm biraz. Birden bir şey olsaydı ve ağaçlar dünyadan yok olsaydı diye düşündüm. Diğer bitkiler, çalılar, çiçekler onların yerini doldurabilir mi diye düşündüm. Dolduramayacağına karar verdim. Ağaca yaslanırsın, altında gölgede durursun, kocamandır, kocaman yaprakları vardır, kökleri vardır.. Ne kadar önemli şeyi ağaçlar simgeler. Ağaçlar sanki çocukken mi daha önemliydi? Büyüdükçe sanki yok sayıyor insan onları, ordalar ve hep varlar.. Ben düşündükçe annanneler, dedeler gibi olduklarini fark ettim. Giderek anneler ve babalar.. 35'ini geçmeye başlayanlar şimdilerde yaşıyoruz ve şaşırıyoruz, annelerimiz babalarimiz yaşlanmaya, annanelerimizi ve dedelerimizi hatırladığımız gibi olmaya başladılar.

Arabadan inince başımı kaldırıp kocaman ağaca baktım, yaprakları kızarmış, kahverengiye dönmüş, sonbahar da geldi zaten.. Baktım baktım, arkasında mavi gökyüzü, kırmızı yapraklar, kocaman ağaç o kadar güzeldi ki.. O da baktı sonra, yoldan geçen diğer insanlar da nereye baktığımızı merak edip onlar da ağaca baktılar.

Yemeğimizi yiyip geri döndüğümüzde camin üstünde kocaman bir kırmızı yaprak vardi, ağacın hediyesi olduğunu hemen anladım :)


21 Temmuz 2009 Salı

Bugün beni arı soktu!


Bu yasima geldim, ari sokmamisti beni. İnanilmaz bir aci, dakikalarca bagira bagira agladim, o kadar canim yaniyordu ki, aglamami durduramadim.. Yalniz degildim neyse ki; Utku igneyi cikartip parmagimdaki yüzügü bastirdi üstüne, öyle yapilirmiş, metal birseyle bastirilirmiş.. Caner de eczaneye koşup ilac aldi. Üzerinden saatler gecmis olmasina ragmen elim hala aciyor.

Ama bir yandan aglarken, bir yandan da aklimdan "yasasin sonunda beni de ari soktu" diye geciyordu :) deneyim aci da olsa, özenirsiniz ya bazen basiniza gelmemis seylerin gelmesine.. Artik ben de biliyorum ari sokmasinin nasil birsey oldugunu.. Bir yerde konusulursa ben de anlatabilecegim ne kadar acidigini :)

20 Temmuz 2009 Pazartesi

Güneş Kremi

İki tane güneş kremim var - biri 10 faktör korumali, digeri 50. 50yi sevmemeye basladim son günlerde.. 10lugun kapagini acip icine bolca, bolca 50 faktörden püskürttüm. Çalkaladım. Şimdi soruyorum size, artik elimde 30 faktör korumali bir günes kremim mi var??

11 Temmuz 2009 Cumartesi

Alya







Kendisine bugun Beyaz Fırın'da kahvalti ederken rastladik. Insan hem 4 yasinda hem nasil bu kadar eğlenceli olabilir :) Önce küçük küçük yaklaştı yanımıza. Kedilerden filan bahsederek, elinde yarısı yenmiş dondurma külahıyla. Sonra durmak bilmedi. Hikayeler anlatmaya başladı, mayosu düşüp komik duruma düşen kadınların hikayeleri, nefes almadan konusuyordu, bakti ki bu hikayeler kizlarin birbirine anlatmasi gereken hikayeler, sesini alçaltıp annemle bana 'yaklaşin' dedi, yaklaştık ve fısır fısır anlattı hikayelerini. Sonra bakti ki muhabbet güzel, 'benim de bir sandalyem olsa ya' dedi, gitti yan masadan bir sandalye çekti, bizim masamiza oturdu :) daha 4 yasinda...

Çiçekli elbisesi, pembe bir saç bandı takılı küt saçları, eflatun crocs'lari ve durmak bilmeyen konusmasiyla allahim dinlenmeyecek gibi degildi ki. Gitti bir tane kalp şeker aldirdi yan masada oturan annesine.. gözüme kalem cektigimi görünce bu sefer makyaj hakkinda konusmaya basladi; ruj, allik, kalem herseye hakim.. anneme neden ruj sürmedigini sordu, annem de limonata ictigini, silinecegini bildigi icin sürmedigini söyledi ve sonra uzun uzun allik sürmekten konustular :)) birden arka masadaki yaşlı teyzeye takıldı gözü, gülerek 'teyze pembe ruj sürmüş' dedi, dönüp baktim, hakliydi, olmamisti :)

Yüzündeki simlerin nedenini sordum, meger sabah dans gösterisi varmiş, oradan gelmişler, 'bize de yapar misin gösterini' dedik, 'yaparim ama bir sartla' dedi. Gülmek, gaste okumak, hic de güzel dansetmiyorsun, senden daha güzel dansedenler gördük demek yokmuş!!!! :))) noktalama isaretleri kifayetsiz kaliyor Alya Hanim'i anlatmak icin :) Tabi ki yok, lütfen danset dedik.. Elindeki kalpli şekeri güvenip bana vermedi, annesine emanet etti 'sakin yeme' diyerek, ardindan da basladi gösterisine.. Beyaz Fırın'ın bahçesinde, sagindan solundan garsonlar ve insanlar gecerken, kimseye aldırmadan, o minicik haliyle dans gösterisini yapisindaki kendine guveni görmeliydiniz :)) yapip bitirdi ve biz coşkuyla alkışladık... annem dedi ki 'cok yoruldun Alyacim, biraz dinlen istersen', 'tamam biraz oturiyim, sonra tekrar dans edicem' dedi. o sirada sarman bir kedi cikti ortaya, sabahtan beri kedilerle ugrasiyordu zaten, 'sari kedilere ne denir biliyor musun' dedim, 'ne denir' dedi, 'sarman' dedim, 'cok guzelmis' dedi :) onun da cok yakinda iki hayvani olacakmis, bir civciv, sonra bir de bir kopek yavrulayacakmis, onun yavrularindan birini alacaklarmis.

Sonra ''yorgunlugunun bittigini'' ilan edip tekrar sahneye cikti - 'baleden anlamazsiniz di mi?' dedi bize, biraz rencide olduk :) 'anlariz tabi ki' dedik, 'o zaman once dans ediyim, sonra bale yapiyim, ondan sonra yine dinleniyim' dedi.. ben de resimlerini cektim, bayildi, bir suru degisik poz verdi, 13 yasinda bir ablasi varmis meger :) bir eli havada, dudaklariyla opucuk verirken, eli belinde suh pozlar.. ama hicbiri dümdüz durdugu resmi kadar guzel olmadi..

Arabamda aylardir dolastirdigim bir Minişim vardi, cok begenen olmuştu, kimseye vermemiştim, buraya kadarmiş. Kimse onu Alya kadar hak edemezdi, gittim arabadan onu getirip Alya'ya verdim :)

Alya, bugun hayatimiza bulastigin icin cok sansliyiz... Annen olsam Alya blogu yapmak zorunda kalirdim :)

28 Haziran 2009 Pazar

Tembellik Hakkı

Evde oturup huzur icinde kitap okuyabilmek icin insanin kendisiyle zihni bir mücadele vermesi gerekiyor. Dışarı çıkma, sosyalleşme, yeni mekanlara gitme, velhasılı evde oturmama zorunluluğunu dayatıyorlar dört bir yandan insana. Tembellik hakkımı istiyorum ben. Dün bir kitap aldım, Jose Saramago'nun kitaplarını evirir çevirir almazdım, dün aldım bir tane, Filin Yolculuğu. Böyle yazılmış bir kitap okumamıştım hiç, eğlene eğlene onu okuyacağım. Boynum da ağrıyor zaten. Tembellik hakkımı kullanacağım bugün. O kadar ki bu yazıya resim bile bulmayacağım.

22 Mayıs 2009 Cuma

Kuş Konseri



Gecenlerde bir gün, fırsat bulup da kullanamadigim ve kullanmazsam yanacak izin günlerimden birinde Bebek'te yürüyordum. Kaldırımda bir adamla bir kadın durmuş, ellerinde dondurmaları, yukarıya bir yere bakıyorlardı. Yaklaştım, baktıkları yere baktım. Bir tane kuş, güzel ötebilenlerden bir küçük kuş konser veriyordu.. İnanmiyorsunuz ama gerçekten konser veriyordu. Binanın bir çıkıntısına konmuş, başını bir o yana bir bu yana çevirerek şarkı söylüyor, adamla kadın da aşağıda onu dinliyorlardı. Ben de dinledim. Dinlerken de düşündüm; demek ki sen sanatını icra edeceksin, dinleyen birileri mutlaka bulunur.